Yeme Yasaklarının Psikolojisi
“Bazı Gıdaları Yememeliyiz” Söylemi Nereden Geliyor?
“Şunu yememeliyim.”
“Bunu yersem bozulur.”
“Tatlı benim için yasak.”
Bu cümleler çoğu zaman besinle ilgili gerçek bilgilerden değil; öğrenilmiş korkulardan, diyet kültürünün etkilerinden ve geçmiş deneyimlerden doğar. Yasaklı besin düşüncesi, kişinin besinle olan ilişkisinden çok, zihnin besine yüklediği anlamla ilgilidir. Bu nedenle beslenmeyi değiştirmenin yolu, önce bu düşüncelerin nereden geldiğini anlamaktan geçer.
Diyet Kültürü ve Besinleri Etiketleme
Diyet kültürü, onlarca yıldır besinleri “iyi” ve “kötü” olarak sınıflandırıyor.
Bu sınıflandırma bize şunu öğretiyor:
“İyi besinleri yersen değerlisin, kötü besinleri yersen başarısızsın.”
Bu bakış açısı, bir besin yendiğinde kişinin kendini suçlu hissetmesine yol açıyor.
Örneğin çikolata yemek sadece çikolata yemekken; bazı insanlar için “kendine yenilmek”, “diyeti bozmak” ya da “kontrolsüz olmak” anlamına gelebiliyor.
Oysa hiçbir besin tek başına kişiye değer, moral, başarı ya da başarısızlık kazandırmaz.
Besin = enerji + keyif + ihtiyaç → hepsi bu.
Yasaklanan Gıdaya Beynin Tepkisi
Bir şeyin yasak olduğunu söylediğimiz anda beyin onu radarına alır.
Yasak = zihinsel aşırı odaklanma
Bu nedenle “Tatlı yememeliyim” diyen biri gün boyunca tatlıyı düşünür.
Çünkü beyin “almam yasak” dediğin anda onu izlemeye başlar. Bu, evrimsel bir neokorteks tepkisidir: Tehlike olarak algıladığı şeyi sürekli takip eder.
Beynin bu fazladan odağı, kişinin o besini daha çok istemesine yol açar.
Sonuç? Yasakladıkça daha çok düşünür, daha çok özler ve daha büyük porsiyonlarla yer. (Pembe tavşanı düşünme! Dediğimizde aslında en çok onu düşünür hale geliriz.)
Yasakların Oluşturduğu Aşırı Yeme Döngüsü
Bu süreç kendi kendini besleyen bir döngüye dönüşür:
Kısıtlama → Dayanamama → Aşırı yeme → Pişmanlık → Yeniden kısıtlama
Bu döngünün en zorlayıcı kısmı, kişinin her aşamada kendini daha yetersiz ve daha kontrolsüz hissetmesidir.
Oysa sorun kişinin iradesinde değil, sistemdeki yasak mantığındadır.
Yasaklandıkça değer kazanan her şey gibi, yasaklı besinler de zihinde büyür.
Yani bir besin yasaklandığında, o besinin cazibesi doğal olarak artar.
Peki Ne Yapmalı?
Sorun besin değil, besine yüklenen anlam olduğuna göre çözüm de bu anlamı değiştirmektir. Bu yaklaşım psikodiyetin temelini oluşturur.
1) Besinlerin değerini azaltmak
Bir besine duygusal anlam yükledikçe zihinsel gücü artar.
Örneğin çikolatayı şöyle tanımladığımızda:
“Bu sadece enerji ve keyif veren bir besin.”
Beyindeki cazibesi azalır.
2) Yasakları kaldırmak
Yasakları kaldırmak, normalleştirmek anlamına gelir.
Normalleşen besin, zihinsel gücünü kaybeder.
3) Davranışı düzenlemek
Önemli olan “yememek” değil, “nasıl yediğin”.
- Aç mısın?
- Çok mu hızlı yiyorsun?
- Belirli bir duyguyu bastırmak için mi yiyorsun?
Sorun besinde değil, davranışta olduğunda değişim çok daha sürdürülebilir olur.
4) Şefkatli bir beslenme dili kullanmak
Yemekle özgür ve dengeli bir ilişki kurmak, besinleri yasaklamayı bırakıp davranışı anlamakla başlar. Bir besin seni tanımlamaz; seni zorlayan şey o besine yüklediğin anlamdır. Yasakların yerine farkındalığı koyduğunda, hem bedenin hem zihnin daha sakin bir düzene kavuşur.
Bir yiyeceği özellikle yemek istediğinizde, özlellikle de bu istek bir anda geldiğinde, orada durup bir notlama yapmanızı öneririm. Ya da zihninizde kendinize bir alan açabilirsiniz.
“Şu an ihtiyacım ne?”
“Bu bana nasıl hissettirecek?”
Yiyeceği yerken odaklanıp yavaş yemek. Daha fazla ihtiyacım var mı? Tatmin oldum mu gibi cümleleri kullanmak oldukça kıymetli.
